DESIGNED BY GRP © 2007
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

Psikolog  Adem  OCAK
   PSİKO TIP                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          
HİPNOZ VE PANİK ATAK

Konsantrasyon boyutunda hipnozu düşündüğümüzde hipnozu bir merceğin güneş ışığını odaklayıp kağıdı delmesine benzetiyorum. Nasıl ki konsantre edilmiş güneş ışığı bu işi başarabiliyorsa hipnoz ile konsantre edilmiş beyinsel ve psikolojik güçler de insanoğlunun bir çok sorununu çözebilmektedir. Bu açıdan baktığımızda mucizevi gibi görülen hipnoz olgusunun bir merceğin ışığı odaklayıp kağıdı delebilmesi kadar doğal bir olaydır.



Hipnozu neyin meydana getirdiği konusunda başka çok önemli bir nokta da IQ ile kişinin hipnoza yatkınlığı ve transın derinleşebilmesi arasındaki doğru orantıdır. Yani kişinin IQ'su ne kadar yüksek ise o kadar iyi hipnotize edilebilir. Bu orantı ve hipnozun zihinsel işlemlerle (kognitif) elde edildiğinin delilidir, aynı zamanda hipnozun bilinçsiz bir ruh hali olmadığını da gösteriyor. Çünkü bilinçsiz bir ruh haline ulaşmak için neden IQ gereksin. Bu doğrultuda hipnozu bilinçlilik hali olarak kabul etmek zorunludur. Eğer hipnotize edilenler bilincini kaybediyor diye bir şey olsa idi zaten bilinci yerinde olmayan psikotiklerin* hipnoza daha yatkın olması gerekirdi. Oysa durum bunun tam tersidir.

Hipnoz aklı devreden çıkarmak değil, aklımızın normal günlük yaşantının kargaşası içinde fark edemediğimiz yeteneklerini kullanmaktır.

Bazı eski kaynaklarda hipnozun telkin ile elde edildiği bildirilmektedir. Oysa günümüzün modern hipnoz anlayışı ve modern indüksiyon tekniklerinin kullanılmasıyla kişi ile hiç bir söz konuşmadan ve kişiye hiçbir telkin vermeden de hipnoz hali elde edilmektedir. Hipnoz değil de bazı hipnotik fenomenler telkin ile elde edilmektedir. Hipnoz ve telkin ayrı ayrı fenomenlerdir.


Anksiyete (Kaygı) bozukluğu ve Panik Atak birbirleriyle bağlantılıdır. Hatta Panik Atak, Kaygı Bozukluğunun abartılı yaşanan durumudur da denebilir. Panik Atak vakalarının birçoğunun temelinde uzun süredir devam eden depresyon yer alır. Tedavi edilmeyen panik atak vakalarının bir kısmı ise daha sonra Agorafobi’ye veya Sosyal Fobi’ye dönüşebilir. Bu iki rahatsızlık, kişinin özel ve iş hayatını olumsuz etkileyen bir problem olarak ortaya çıkar.


Anksiyete Bozukluğu ve Panik Atak  belirtileri kişi için çok gerçekçidir ve  korku vericidir. Her ne kadar belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterse de; kalp çarpıntısı, hızlı ve derin nefes alma veya nefes alamama hissi, boğazda yumru hissi, el ve ayak parmak uçlarında uyuşma gibi fiziksel belirtilerle birlikte kontrolü kaybetme korkusu, gerçekle bağlantının kopması korkusu, toplum içinde bayılma korkusu gibi endişeler de olabilir. Ve çoğunlukla bunlardan biri veya birkaçı toplum içinde yaşandığından sonuç olarak insanlar panik atak belirtilerini tekrar yaşamaktan  korkarlar ve hayattan zevk alamaz hale gelirler.
Bütün bunların nedeni, geçmişte bu insanların karşılarına çıkan ve başa çıkmakta zorlandıkları ve çoğunlukla başa çıkma konusunda çevrelerinden de yardım alamadıkları bir/birkaç olaydır.

Yaşanan gerginlik o kadar artar ki sonunda bilinçaltı, kişiyi korumak için “savaş ya da kaç mekanizmasını” harekete geçirir. Ama savaşacak somut bir düşman olmadığından kişi birinci seçeneği işleme koyamaz. Kaçacak bir yer olmadığından ikinci seçenek de işe yaramaz. O zaman bilinçaltı yaşanan duygu durumunu abartarak daha önceden bildiği, kişinin yaşadığı veya gördüğü rahatsızlık belirtilerini yürürlüğe koyarak bir anlamda onlara “kaçar”.
Örneğin kişi bayılır veya kalp çarpıntısı yaşar. Bu o kadar gerçektir ki, kişi de çevresindekiler de rahatsızlığın var olduğuna inanır. İşte tam bu noktada artık devrede negatif hipnoz vardır.
Yani kişinin bilinçaltı, bu durumu yaratan ilk olayı genelleyerek benzer bütün durumlar için tetikleyici haline getirir. Artık kişi ne zaman ilk olayı çağrıştıracak bir durum yaşayacak olsa bilinçaltı daha olay gerçekleşmeden devreye girecek ve panik atak belirtilerini otomatik olarak kişiye yaşatacaktır.

“Telkinin gücü tekrarda saklıdır” ilkesi gereğince kişi ne kadar çok panik atak krizi geçirirse bir sonraki krizin daha güçlü geleceğine inancı artar ve bu beklentiyle yaşar. Ve en kısa zamanda beklentisi gerçekleşir. Bu döngü böyle devam ettiğinden ve ne yazık ki anlaşılamadığından insanlara “panik atakla yaşamayı öğrenmelisin” gibi gerçek dışı önerilerde bulunulmaktadır.

Oysa hipnoz ile 1. İlk olaya dönülür 2. Olay yaşanırken kişinin panik atağa yol açan algılayış ve anlamlandırış biçimi tespit edilir. 3. Bu anlayışın yerine istenen davranışlara temel olacak anlayış yerleştirilir. Ayrıca Time Line Terapi tekniği olan Kişisel Geçmişi Yeniden Düzenleme ile de aynı sonuca ulaşılabilir. 



HİPNOZ NE DEĞİLDİR?

Hipnoz konusunda bir çok önyargı bulunan bilimsel başka hiç bir konu yoktur. Hipnoz hakkında hiç bir şey bilmeyen insanların aşağıdaki yanlış inanç ve düşüncelerini düzeltmeleri gerekir.

1. Hipnoz kontrolünüzü kaybettiğiniz bir ruh hali değildir.

2. Hipnoz size söylenenleri bir mantık süzgecinden geçirmeden kuzu kuzu yapmanız değildir.

3. Hipnozdan çıkamamak diye bir şey yoktur.

4. Hipnoz demek o esnada olup bitenleri hatırlamamak demek değildir